Voleybol izlerken o bitmek bilmeyen tempo bazen başımızı döndürüyor, değil mi? Ama itiraf edelim; hepimizin aklında o meşhur sorular var: "Neden o oyuncu sanki başka takımdanmış gibi farklı renk giyiyor?" ya da "Bu oyunun kökeni nereye dayanıyor?" Eğer siz de maç izlerken sadece skora değil, oyunun ruhuna da meraklıysanız; gelin bu muhteşem sporun tozlu raflarına beraber bakalım.
Libero’nun Hikayesi
Maç başladığında sahada rengiyle "ben buradayım" diyen o oyuncuyu fark etmemek imkansız. Liberolar, 1998'den beri hayatımızda. Peki neden farklı giyiniyorlar? Aslında tamamen pratik bir sebebi var: Hakemlerin işini kolaylaştırmak. Liberonun ön hatta hücum yapması veya blok tutması yasak olduğu için, hakemin o kaosta kimin "savunma bakanı" olduğunu hemen anlaması gerekiyor.
Smaç Vurmak Eskiden Yasaktı
İnanması güç ama 1916’ya kadar voleybolda o sert smaçlar yoktu. Bu estetik vuruşu Filipinler’de oyuncular topu havaya dikip diğerinin sertçe vurmasıyla geliştirdiler. O dönemde buna "Bompa" deniliyordu. Bugün bildiğimiz "3 vuruş" kuralı ise ancak 1920 yılında kurallara eklendi; ondan önce takımlar topu istedikleri kadar paslaşabiliyordu.
Basketbolun Yorgun Kardeşi: Mintonette
Voleybolun babası William G. Morgan, 1895 yılında aslında çok sempatik bir amaçla yola çıkmış: Basketbolu fazla yorucu bulan orta yaşlı beyefendiler için daha "insancıl" bir spor yaratmak. Basketbol, beyzbol ve tenisi bir kazana atıp karıştırmış, adını da "Mintonette" koymuş. İşin en komik yanı ise, ilk voleybol maçlarının basketbol topunun içindeki o lastik şambrelle oynanmış olması.
Eskiden Maç İzlemek Sabır Testiydi
Eğer 1999 yılından önce voleybol izleseydiniz, bir setin bitmesi için saatlerce ekran başında kalabilirdiniz. Çünkü eskiden sayı almak için mutlaka servis atan taraf olmanız gerekiyordu. Servis karşılayan taraf topu öldürürse sayı kazanamıyor, sadece "servis atma sırası bana geçti" diyebiliyordu. Maçlar bazen 4 saati buluyordu. Neyse ki televizyon dünyası "bu böyle olmaz" dedi ve her pozisyonun sayı olduğu bugünkü dinamik sisteme geçildi.
"Doğu’nun Cadıları" ve Olimpiyat Ruhu
Voleybolun Olimpiyat sahnesine çıkışı 1964 Tokyo ile oldu. O yıl, "Doğu’nun Cadıları" lakablı Japon kadın takımı öyle bir oyun sergiledi ki, Sovyetler Birliği’ni devirip altın madalyayı aldılar. Final maçının Japonya'da izlenme oranları hala efsane olarak anlatılır. Bu zafer, voleybolun bir "salon oyunu" olmaktan çıkıp küresel bir tutkuya dönüştüğü andır.
File Yüksekliği: Neden Bu Sayılar?
Kadınlar voleybolunda file yüksekliği 2.24 metre, erkeklerde ise 2.43 metredir. Peki neden düz bir rakam değil? Bunun sebebi, ölçülerin ilk belirlendiği dönemde İngiliz ölçü birimi (feet/inch) kullanılmasıdır. Erkek filesi tam olarak 8 feet, kadın filesi ise 7 feet 4 inç olarak belirlenmiş, metrik sisteme çevrildiğinde bu küsuratlı rakamlar ortaya çıkmıştır.
Renkli Topların Sırrı
Voleybol topları 1998 yılına kadar tamamen beyazdı. Ancak oyun o kadar hızlandı ve smaçlar o kadar güçlendi ki, hem oyuncular hem de televizyon izleyicileri beyaz topu takip etmekte zorlanmaya başladı. FIVB (Uluslararası Voleybol Federasyonu), topun havadaki dönüşünü ve yönünü daha belirgin hale getirmek için sarı-mavi-beyaz renk kombinasyonuna geçilmesine karar verdi.
Uzaydan Gelen Teknoloji: Dizlikler
Modern voleybol dizliklerinde kullanılan köpük teknolojisi, aslında NASA tarafından astronotların koltuklarında sarsıntıyı emmesi için geliştirilen "hafızalı köpük" (memory foam) teknolojisinden türetilmiştir. Dizlerin üzerine yapılan o sert inişlerdeki şoku emen şey, aslında uzay teknolojisinin bir mirasıdır.

