Ticaret Savaşları

Bir dönemin en çok konuşulan konularından bir tanesi kur savaşlarıydı. Kur savaşları, bir ülkenin ihracatını ucuzlatmak, ithalatını ise pahalılaştırmak amacıyla kendi para biriminin değerini düşük tutma çabalarını ifade eder. Bu süreçte ticaret savaşları da ortaya çıkmıştır.

 

Dolayısıyla dünyanın ticaret durumunu ve döviz kurlarına ilişkin durumu Trump öncesinde ve Trump sonrasında olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Trump göreve geldikten sonra yaptığı ilk iş, Transatlantic Trade and Investment Partnership (TTIP) (Ticaret ve Yatırım Ortaklığı) anlaşmasını tamamen kaldıracağını duyurmuştur. TTIP, Avrupa Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasında mal ve hizmetlerin gümrüksüz olarak serbest dolaşımını sağlayan bir serbest ticaret anlaşmasıydı.

 

Trump, bu anlaşmayı istemediğini belirterek ardından Trans-Pacific Partnership (TPP) (Trans-Pasifik Ortaklığı) anlaşmasından da çekileceğini ve Amerika'nın bunlardan dışarıda kalacağını söylemiştir. Trump'ın ticaret savaşlarına ilişkin politikalarının sebepleri, Trump'ın geçmişine baktığımızda, iş adamı kimliğiyle ve siyasi kimliğiyle Amerika Birleşik Devletlerinin birçok ülke tarafından soyulduğunu ifade etmesine dayanmaktadır. Bu ifadeleriyle Trump, ülkesinin sömürüldüğünü ve hak etmediği bir rejim karşısında ses çıkaramadığını belirtmiştir. Ülkemizi sayanları suçlamadığını, soyduranların ise yeteneksiz politikacılar olduğunu ifade etmiştir.

 

Trump, 1988 yılında Wall Street Journal gazetesine verdiği bir ilanda birçok ülkenin Amerika'yı soyduğunu ve politikacılarının bu ülkelerin politikacılarından daha az zeki olduğunu belirtmiştir. Ardından 1999 yılına gelindiğinde, yani 11 yıl sonra, ticaret savaşının uzun sürmeyeceğini düşündüğünü ve örneğin Japonya'nın Amerika'da satış yapması durumunda işin bittiğini ve Japonya'nın parasının olmadığını söyleyerek Amerika'nın kazanabileceğini ifade etmiştir.

 

2018'in mart ayına geldiğinde ise "ticaret savaşlarının iyi olduğunu, kazanmanın kolay olduğunu, 100 milyar dolarlık bir ülkeden mal almadığımızda bu ülkenin satamayacağını" söylemiştir. Ayrıca, yontulduğumuzu ifade ederek sözlerine devam etmiş ve yontan ülkeleri suçlamadığını, bunun yerine kendilerini ve liderliklerini suçladığını belirtmiştir.

 

Trump'ın burada neyi kastettiği ve neden böyle bir davranış içine girdiği ve kuralları nasıl değiştirdiği tam olarak anlaşılamamıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nin dış ticaret açığı, toplamda 600-700 milyar dolar civarında ve en büyük açık Çin ile olan açıktır, bu açık yaklaşık 375 milyar dolar seviyesindedir. Ardından Almanya, Japonya ve Meksika ile de açık bulunmaktadır. Meksika ile olan dış ticaret durumunda Meksika lehinedir ve bugün Meksika ile Amerika arasında 71 milyar dolarlık bir açık bulunmaktadır. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, içerisinde savaş açtığı ülkeleri şu şekilde sıralayabiliriz: Avrupa Birliği, Japonya ve Meksika.

 

Trump, bu ülkelerle ticaret savaşına girdiğini ilan etmiştir. Örneğin Meksika ile ilgili olarak duvar inşa edileceğini ve Meksika'dan alacaklarını ifade etmiştir. Bu durum oldukça ilginçtir. Amerika Birleşik Devletleri bu savaşı ilan ettiğinde ticaret savaşını en yüksek noktaya taşımıştır. İlk etapta bu durumu, Amerika'nın çelik ve alüminyum tarifeleriyle başlattığı basit bir ticaret savaşı olarak algıladık, dünya kamuoyu olarak. Ancak içerisinde neler olup bittiğini ve nasıl şekillendiğini tam olarak göremedik. Bunun nedeni, bu konuda dikkat çekilen birçok dergi olmasına rağmen bu derginin çok yaygın olmamasıdır. Londra'dan aldığım bir dergide ilginç bir ifade vardır.

 

Ticaret savaşlarında Trump'ın korumacı gündemi İngilizleri de etkilemiştir. Çin ve Amerika arasındaki ticaret savaşı, sadece Çin ve Amerika'yı değil, birçok ülkeyi etkilemiştir. Bu etkileşim o kadar büyüktür ki bugün Çin'in Amerika'ya satmakta zorlandığı malları, komşu Asya ülkeleri tarafından üretilmektedir. Aynı şekilde Amerika'daki soya fasulyesi ve soya yağ üreticileri ciddi sıkıntılar yaşamış ve Amerika'dan büyük miktarlarda satın aldığı soya fasulyesini ve soya yağını Brezilya'dan almaya başlamıştır. Bu süreçte ticaret yapma ve yeniden ticaret oluşturma kavramları ortaya çıkmıştır.

 

Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ticaret savaşlarını küresel ticaret savaşları olarak görebiliriz, çünkü her ülke kendini korumak zorundadır. Büyük ülkeler, sert ve hızlı önlemler alabilirken küçük ülkeler aynı sertlikte, esneklikte veya manevra kabiliyetinde olmayabilir ve buna karşılık verme imkanları bazen mümkün olmayabilir. Sonuç olarak, ticaret savaşlarının küresel ekonomiye etkisi, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın büyümesine bir puanın yansıdığı kadar etkilemiştir.

 

The Economist dergisinin "Slowbalisation" başlıklı kapağı, küreselleşmenin yavaşladığına dair ilginç bir mesaj vermektedir. Kapak altında "küresel ticaretin geleceği" hakkında tartıştığımız 2019 Şubat'ında, ticaret savaşlarının ciddi bir şekilde ortaya çıktığı ve gözle görülür hale geldiği bir dönemdeyiz. Bu durumda uluslararası kuruluşlar, siyasi ya da askeri anlamda bir olay olduğunda devreye giren çeşitli örgütler bulunmaktadır. NATO, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi gibi kurumlar bunlara örnek olarak verilebilir. Ancak dünya ticaretini düzenleyen ve böyle bir ticaret savaşı durumunda müzakere veya arabuluculuk rolü üstlenen bir kuruluş yok mu? Elbette var. Bu kuruluşlardan biri, hatta belki de en önemlisi, Dünya Ticaret Örgütü (World Trade Organization - WTO) olarak bilinir.

 

Ne yazık ki, Dünya Ticaret Örgütü, gereken gücü ve kararlılığı gösterecek bir hukuki altyapıya sahip olmadığı için sadece seyirci kalmıştır. Amerika ile Çin arasındaki ticaret savaşlarına ilişkin olarak, Dünya Ticaret Örgütü'nün şu ana kadar tek bir söz bile etmediğini belirtmek gerekir. Ancak birçok dava görülmekte ve ülkeler arasında işler yapılmaktadır.

 

Ticaret savaşları konusunda maalesef Dünya Ticaret Örgütü beklentileri karşılayamamıştır, ancak bunun suçunu Dünya Ticaret Örgütüne atamayız çünkü Dünya Ticaret Örgütünün yetki sınırları bellidir. Zaten Trump dönemi sonrası ve pandemi dönemi sonrasında, Dünya Sağlık Örgütü de dahil olmak üzere birçok uluslararası örgütün varoluş nedeni, misyonu ve yapılarının nasıl olması gerektiği sorgulanmaya başlanmıştır. Şimdi biraz önceye dönelim. Acaba sadece çelik ve alüminyuma getirilen bir sınırlama mıydı konu? Yoksa başka boyutları da var mıydı? Tabii ki vardı. En büyük boyut 5G'ydi. Bu Huawei isimli Çin telefon şirketi ve Amerika arasındaki bir konuydu. Amerikan teknoloji alanında özellikle yapay zeka konusundaki üstünlüğünü Çin'e kaptırma endişesi belirginleşti.

 

Çünkü Çinli yetkililere baktığımızda, 2023-2025 yıllarının Çin'in yapay zeka alanında ve benzer birçok alanda Amerika'yı geride bırakacağına dair açıklamalarını görüyoruz. Bu durumda Huawei'nin başına neler geldi? İşte en tepedeki yöneticisinin bir akrabası Kanada'da tutuklandı, şimdi de 5G teknolojisinin İngiltere ve diğer bazı ülkelerde yasaklanmasına ilişkin Amerikan talepleri dolaylı olarak olumlu yanıt aldı ve Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki asıl savaşın teknolojik ve stratejik üstünlük üzerine olduğu ortaya çıktı.

 

Peki bu teknolojik ve stratejik üstünlüğün arkasında neler var? Çok ilginç şeyler var. Güney Çin Denizi sorunu gibi bir konu var. Amerika Birleşik Devletleri bu konuda net bir tavır sergilerken, Çin de net bir tavrını ortaya koymuştu. Birazcık tartışmalı sulardan bahsedebiliriz bu noktada.

 

Başka ne var? Daha da ilginç bir nokta var. Amerika Birleşik Devletlerinin Çin'in kendi bölgesinde, kendi perspektifinde yaptığı bazı yatırımlarla bu ülkeleri ciddi şekilde borçlandırdığı iddia edildi. Kuşak ve Yol Projesi gibi bir proje var. Yani İpekyolu. İpekyolu tekrar canlandırıldı ve yaklaşık 70'e yakın ülkeye yatırım yapıldı ve bugüne kadar son 4-5 yıl içinde yaklaşık 2 trilyon dolarlık yatırım yapıldığı söyleniyor.

 

Bu ülkeler hangileri? Çin neredeyse tüm Afrika'ya yatırım yaptı, başka nereye yatırım yaptı? Afganistan'a, Pakistan, Myanmar, Vietnam ve kendi civarında bulunan diğer ülkelere, Avustralya'ya. Bugün internete girdiğinizde Çin'in bu ülkelerdeki yatırımlarını arama motorunda arattığınızda, Çin'in Amerika'daki yatırımlarını gösteren YouTube videoları çıkıyor. Astoria'da bulunan klasik ve Amerikan tarihinde önemli bir yere sahip bir otel bile Çinliler tarafından satın alındı. Hatta bir başka bilgi vereyim, bu vesileyle Çinliler 42 liman satın aldı, dördü Türkiye'de olmak üzere. Bu 42 limanın 34'ünü farklı ülkelerden aldılar ve Kuşak ve Yol Projesi'nin en önemli limanlarından biri de Pire Limanı oldu ve bunu da satın aldılar. İtalya'nın Sicilya bölgesini ziyaret eden en üst düzey Çinli yetkililer, pandemi öncesi İtalya ve Fransa'yı ziyaret ettiler.

 

Dolayısıyla Avrupa Birliği, buna karşılık hemen bir düzenleme çıkardı ve bazı ülkelerin Çin'i adını zikretmeden Avrupa Birliği ile ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerle ilişkiye girmesini önlemek istiyoruz dedi.

 

Avrupa Birliği'nin ortak mutabakatı olması durumunda, ancak böyle bir durum söz konusu olabilir dedi. İşte bunların hepsi, ticaret savaşının farklı alanlara yayıldığı ve Kuşak ve Yol Projesi'nin en önemli ülkelerinden biri olan Türkiye'ye ait. Türkiye, Orta Kuşakta yer alırken, bu kuşak yol projesi içerisinde deniz İpek Yolu ve kutup İpek Yolu gibi rotalara sahiptir.

 

Ayrıca, Rusya ile Çin'in ortaklığı ve işbirliği üzerine yazılmış olan bir yazıda, herkesin Henry Kissinger'ın Amerika'nın efsanevi dışişleri bakanı olarak gördüğü "Henry kabusu" da bahsedilmektedir. Çin-Rusya yakınlaşması, Çin-Rusya ortaklığı ve işbirliği şeklindeki makaleler de mevcuttur. Tabii ki, bu işin sadece bugünü değil, geçmişe uzanan çok uzun çalışmalar da bulunmaktadır.

 

Örneğin, 1994 yılında bir dergide yapılan bir çalışmada, Çin'in çok yakından takip edilmesi gerektiği ve 10-15 yıl içerisinde dünyanın süper gücü olmaya aday bir ülke olduğuna dair bir bilimsel çalışma bulunmaktadır. Bu bilimsel çalışmaları incelediğinizde, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiyi, Çin ile İngiltere arasındaki ilişkinin nasıl geliştiğini görmek gerekiyor.

 

Bugün Çin'de çok büyük, devasa Amerikan ve İngiliz bankaları bulunmaktadır, ayrıca Çin'in devasa şirketleri Amerika'da yatırımlara sahiptir. Bu durum, birbirlerinin yatırımlarını çekmeye başlamaları ve her bir hamleden sonra zarar verici adımlar atabilmeleri anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, bu sürecin barışçıl bir şekilde çözüme ulaşması çok zor ve uzun vadede gözlemleyebileceğimiz bir şey değildir.

 

Ancak, Covid-19 pandemisi gibi bir durumun ortaya çıkması, bazı şeylerin yavaşlamasına ve bu durumu bir fırsat olarak görmemize yol açabilir. Ancak, bir sonraki aşamada küresel ticaret, diplomasi ve ekonomi açısından ciddi bir tehdit beklemektedir. Bu noktada Türkiye, yine anahtar ve önemli ülkelerden biridir. Sadece bekleyerek büyük savaşların sonuçlarını görmek yerine, bu konuda çalışmalar yapmanın büyük faydası bulunmaktadır.

 

Bu çalışmalardan birini sizinle paylaşmak istiyorum. İzmir'de faaliyet gösteren firmaların, Çin Halk Cumhuriyeti'nin gıda pazarına giriş stratejileri üzerine bir araştırma yapılmıştır. Bu çalışma, İzmir Ticaret Odası'ndan Ahmet Toprak tarafından hazırlanmış ve kendisi aynı zamanda Avrupa Birliği proje uzmanı olarak çalışmaktadır. Ben de bu çalışmanın danışmanlığını yapmış bulunmaktayım.

 

Bu çalışmada, zeytinyağı üretimine ilişkin Türkiye ve Ege Bölgesi istatistikleri bulunmaktadır. Ayrıca, Çin'in zeytinyağı tüketimine ilişkin istatistikler de yer almaktadır. Ancak Türkiye'nin henüz Çin pazarına girebilip giremediği belirsizdir. İspanya ve İtalya'nın girebildiği belirtilmektedir. Türkiye'nin Çin pazarına nasıl girebileceği konusu ise daha büyük ölçekli çalışmalara kaynak olabilecek potansiyele sahiptir.

 

Bu noktada, İzmir'de ulaşılabilir Çinli işletmelerin ve onları İzmir Ticaret Odası'na davet etmek amacıyla yapılan çalışmalara değinilmektedir. Bu çalışmalarda, Çinli işletmelere hem zeytin hem de zeytinyağı tattırılmış ve bir anket aracılığıyla bu ürünlerin tatları ve tercih edilip edilmeyeceği konusunda sorular sorulmuştur. Elde edilen sonuçlar oldukça ilginçtir, zira Çinliler zeytinyağına yabancı değillerdir, ancak bu durum tüm Çinliler için geçerli değildir. Özellikle Çin'in zengin bölgelerinde insanlar zeytinyağı kullanmaktadır.

 

İspanyol, İtalyan hatta Yunan zeytinyağlarını kullanıyorlar. Bu pazar ciddi anlamda bir potansiyele sahip olabilir, ancak konu sadece zeytinyağıyla sınırlı değil. Birçok ürün için böyle bir pazar söz konusu. Ancak Çin, organik olmasına, sağlıklı olmasına ve yapılan testlerden tam not almasına çok dikkat ediyor. Çünkü Çin, kendi iç pazarını ciddi şekilde koruyan bir ülke aynı zamanda.

 

O zaman bu ticaret savaşını şu soruyla sonlandıralım: Amerika Birleşik Devletleri ve Çin arasındaki çatışma nereye varır? Bunu tahmin etmek oldukça zor. Konu net bir şekilde teknolojik üstünlüğe, yapay zekaya ve tamamen internete bağlı nesnelere, finansal teknolojileri kullanan fintech şirketlerine, kripto paralara ve dijital paralara kadar her alanda bir savaşa dönüşmüş durumda.

 

Bugün Çin, dijital paraya geçiyor ve çok yakın bir gelecekte dijital yuanla tanışacağız. Dijital dolar çalışması olarak adlandırılan DCIP adında bir proje var, belki de son aşamaya gelmiş durumda. Benzer şekilde dijital euro çalışması da mevcut. IMF, Special Drawing Right adı verilen ve IMF'nin kendi hesap birimi olan parayı dijital hale getirecek bir çalışma yürütüyor. Dünya Bankası ise ciddi bir şekilde kripto para ve dijital para üzerinde çalışmalar yapıyor. Bu iki kavram arasındaki farklılığa da değinelim. İnsanlar, bu paraların nasıl davranışlar sergilediğini belirlemek için kullanılan bir testle başlayarak her ikisinin de farkını anlıyorlar.

 

Nakitsiz bir toplumda, artık her şey elektronik ödemeyle gerçekleştirilecek. Bu da oldukça önemli bir başka konu. Tüm bunların ticaretle ilgisi var mı? Evet, var. Bugün ülkeler, birbirlerine ciddi tarifeler ve kotalar uyguluyorlar. Birçok ülke, Amerika Birleşik Devletleri'ne yaptırımlar uyguluyor. Dolar transferi yerine para transferleri takip ediliyor ve bu ülkeler, bunları kripto paralarla Bitcoin veya Ethereum gibi diğer kripto para birimleriyle yapabiliyorlar. Dolayısıyla, kripto paraların dünya ticaretinde kullanımı da oldukça önemli bir konu.

 

Tüm bunlar yavaş yavaş büyüyen ve geçmişte yaşanan anlaşmazlıkların bugün dijital platformlara taşındığı ve ülkeler arasında güç gösterilerinin yaşandığı bir alan. Bu noktada, Dünya Ticaret Örgütü'nün hazırladığı raporlara baktığınızda, göze çarpan bir şey var: Dünya ticaretinden pay almak istiyorsanız, öncelikle çok iyi veri analizi yapmalı, verileri doğru bir şekilde okumalı, insanların ne aldıklarını, neye para harcadıklarını ve en önemlisi elektronik ticaretin ne olduğunu ve nereye gittiğini anlamalısınız.

Prof.Dr. Coşkun Küçüközmen ・ 18 dk